29 Kasım 2013 Cuma

SUÇ VE CEZA


 


Adalet iyilerindir, affetmek Tanrının insanlara armağanıdır, bu yüzden insanoğlu affetme büyüklüğüne nail olmuştur. Denizin durgun görünmesi onun büyüklüğünden bir şey kaybettirmez, martılara olan sevdası fırtınaya başvurmasını engeller, böyle olunca da kargalar dağlarda gezer, mısır tarlalarında mısır koçanlarını çalmakla meşgul olur. 



İyi insan kimdir? İyilik nedir? İyi olmak neden gereklidir? Davranış eğer eylemde acıya ve hüzne sebebiyet vermiyorsa yeterli midir? Ahlak ve davranış neye göre şekillenir? 

İnsanoğlu davranışlarını kontrol edebilen bir varlıktır. Tanrı insanoğlunu kontrol eder insanoğlu da kendini. Kendine hakim olan insanlara da hakim olur, insanlara hakim olmak demek insanları anlamak demektir. Aşık olmak ve sevmek ve sonrasında bir ilişkiyi yürütmek zekaya mı dayanır yoksa duygulara mı, yoksa cesarete mi? 

Sonsuz bir dünya da mı yaşıyoruz, yarınının nasıl olacağından  haberdar mı insan? Vızır vızır işeleyen trafikte bir karış ötede duran arabann metallerine gizlenmiş olan ölüm ya da bir denge kaybı sonrası yere çakılan bedenler varken ve zayıfken insanoğlu bu kibir bu önyargı niye? 

Zayıf insandan bahsedelim, zayıf insan kendini tanımayan insandır, konuştuklarında duyguları ön plandadır, duygular zekadan yoksunsa zarar verir, duygular yalnızca ön izlenim sağlar, zayıflar duygularının esiridir, aşk ve kin yalnızca mantıklı-duygusal  insanların ellerinde tam manasıyla yer bulur. Aşık olmaktan korktuğu için aşka inanmayanlar veya öyle görünmeye çalışanlar mı kuvvete tabidir? Bu deneyimlerini aşık oldukları için edinmişlerdir peki ya Tanrısal sevda böyle midir, deneyime tabi midir? Tanrı sizi sınarken başınıza gelen kötülüklerden siz mi sorumlusunuz yoksa Tanrı mı, Tanrı neden size adil değil, siz adil olduğunuz için mi! İçki içmek sarhoşluğa sebebiyet verir, içki içtikten sonra sarhoş olan Adem içkinin tesiriyle mi insanlara ve kendine zülmeder? Yanlış dostlarım tüm bildikleriniz yalnış sizi mutsuz eden şeyleri Tanrı maddeler halinde bütün bir şekilde yayımlasaydı herhalde ömrünüz kutsal metinlerdeki sonsuz iyilik kaynaklarını okumakla geçer ve sonrasında da nötür bir kişi olarak yaşamınız biterdi. Bunun yerine bana göre en kutsal kelime gurubu olan "Düşünün, ne kadar da az düşünüyorsunuz" yaşam felsefenizin temelinde olmalıdır. Hayat daha iyiye sahip olma arzusundaki insanların insanlığı bir kenara itip maddesel zevk ve araçlara yönelmesiyle bozuldu! Sevgiyi maddeselleştirdik "sevgililer günü"nü icat ettik, babamıza olan saygımızı bir kutuya hapsedip hediye olarak taktim ettik, öğretmenlerimize olan minnetimiz bir parfüm şişesinde veya bir kravatta onlara sunmamızla bitti. İnsan maddeseli ilahlaştırdı manevi olanı ise bir çırpıda attı. 

Sarhoşluğumda düşlediklerim ile ayıkkken düşlediklerim arasında tutarlıyım, bu benim ölçüm, tutarlı bir insan olma gereğinden de gelmiyor bu, bu kalbimi maddeselleştirme kaygım olmadığından ileri geliyor.  Saygıya değer olanlara saygı duyma gibi bir mecburiyetim var, saygıyı hak edenler "iyi"lerdir. Saygı sevgiye hizmet etmiyorsa ;kibirdir. Çirkinlik ve güzellik onu nasıl algıladığınızla alakalıdır. Aşk salt güzelliğe dayanıyorsa "aşk" değildir, aşk güzelliği keşfedebilen insanların mükafatıdır. Keşfe çıkmayanlar beden ve güzellik denilen buzdan duvarlar altında donmuştur. Güneş sızmayan bir aralık bırakmamışsanız ömrünüzde; güneşi suçlamak ne kadar doğru. Tanrı dünyayı yarattığında sizi sabit kılmadı, sizi size bıraktı,sizden birşeyler; biryerlerde; sizi bekliyor, ayaklarınız var, yürümekten üşendiğiniz ayaklarınız sizi hep dört duvar arasında mı dolaştırıyor, elleriniz ne güne duvarları yumruklaıp depremler yaratın, ve güneşi izleyin sonsuz ışık kaynağını, güneş sizi aydınlattığı müddetçe karanlıktan korkmayın, yıldızlar ne güne... Yıldızlar altında uzanıp dalga geçin hayatla, çam ağaçları altında dinlenmiş ve düşüncelere dalmış Platon'u, Farabiyi, Sokratı, Can Yüceli anın, kendinizi anın. Asıl engeller sizin beyninizde durur, kendinizi nasıl görmek istiyorsanız öyle yaşayın, nasıl mutlu olmak istediğinize bakın ve sizi mutlu edecek yerlere, sizi mutlu edecek kişilere doğru yürüyün. Ayaklarınız var, yürüyün, beyniniz ayaklarınız olmadan bir hiçtir, unutmayın!

23 Kasım 2013 Cumartesi

Uykunu böldüm

Uykunu böldüm
Bir sigara yakıp
Bir kahve içtin
Gece bir buçuk gibi
Gözlerin kapandı
Biraz uykulu
Yarını hiç düşlemedin
Hep yaptığın gibi

Esniyorsun biraz
Sigaranın külü
Parmak uçlarını yaktı
Düşledin buz gibi
Donuk ellerimizi
Denize savurdun
Gözyaşlarından biraz
Parmak uçlarına aldın
Özledin biraz


Uykunu böldüm
Hırsızlar ve ben
Ve sokak köpekleri
Ve sen uyanıksın
Geriye kalanlardan
Bize ne
Varsın tüm dünya
Bu gece yıkılsın

Gülüyorsun garip
Hiç gülmezdin oysa
Duvarlar ve sen olmadan
Duvarlar olmadan bir hiçtin
Ağlıyorsun garip
Duvarlar ardında

Gece gece geldim
Seviştik biraz
Çağırmasan gelmezdim
Okumasan görmezdin
Susmasan sevmezdim
Ağlamasan inan
maz
Sormasan söylemez
Gitmesen kalmazdım
Olmasan olmazdım
Olmasan olmazdık
Olmasa bitmezdi

Uykunu böldüm
Uykusuz kaldık
Bir buçuk gibiydi
O günde kaldık



21 Kasım 2013 Perşembe

Çakıl taşları



Karanlıktaki o adam
Rıhtımda balık kokusu
Bir duble rakı
Bir kedi var gölgeli
Bir de sigara

Bir de o kadın
Rimelleri gece karası
Parmak uçları keskin
Kanlı hançer kızılı

Ayışığında bir gölge
Sigarası puslu
Adımları öfkeli
Gözleri yorgun
Benzin kokusunda
Çakmağın sarhoşluğu

Dalga seslerinde huzur
Kırılıncaya kadar son şişe
Kesik ellerinde
Adamın uykusuzluğu


Sigarasında sis
Alnında yağmur
Morarmış dudaklarında
Soğuk rüzgarlar

Gemiler yavaş yavaş
İnsanlar hızlı adımlarla
Yıldızlar pırıltılı ilerler
Ve kadehler denizde gibi
Bir sağa bir sola
Çarpa çarpa heba eder
Çakıl taşları ıslansın diye







17 Kasım 2013 Pazar

Sandal





Bazen yorgun bir balıkçı teknesi
Yükler bedenimi maviye
Birlikte indiğimiz sular
Hep daha, bir ton daha maviye

Umut kara gözlerindeki retina
Yettiği kadar alır içine bizi
Ellerimizde nasırlı
Taşıyorken yüreğimizi

Mavi içimizdeki rüzgar
Serin güneşli bir ilkbahar
Milyarlarca gümüş balığı
Sırtlamışken rotamızı

Kıyıda duranlar mı
Yoksa mavidekiler mi
Yoksa tüm dünya 
Tüm dünya çıldırdı mı

Tanrının silüetinde gibi
Gökyüzündeki yağmurlar
Yıldızlar,deniz ve balıklar

Sandal ve ben
Açılmışız bu akşam
Bir martı doyuracak katık
Bir de suyumuz 
Rakıya konacak kadar

Sen olsan ne deniz
Sen olsan ne sandal
Sen olsan ne rakı
Ne de martı
Ne de mavi olurdu

Ben hepinizi istesem
Rakı, balık sen ve sandal
Ben olmasam da olur
O sandalda sen olsan
İnanmazlar ama
O da olur
O da olur sevdiğim
 

10 Kasım 2013 Pazar

MAVİ





Mavi gece
Su mavi
Ellerin ellerimde
Gözlerin mavi

Dalgalar arasında
Bir beyaz martı
Gagasında bir balık
Pulları mavi

Güneş sevişirken
Bulutlar mavi
Sis gibi nefesi
Uluyorken kurt mavi

Buzullar düşerken
Bağrına okyanusun
Yara almış balıklar
Okyanusta kan mavi

Eskimonun elleri
Uğuldarken rüzgarla
Soğuk bedeninde
Seviştiği su mavi

Menekşenin kökleri
Bulutlara uzarken
Yağmur rengi menekşe
Bulutlu çiçek mavi

Ölürken insan mavi
Gülerken dudak
Kırıkken kalp
Suskunken dil mavi

Mavi zamanın rengi
Çözünmeden mutluluk
Sıcak ateşten giymiş
Kordan sonra kül mavi

Mavi salkımlı üzüm
Mavi incir kabuğu
Mavi gözlerdeki yaş
Mavi sofradaki aş

Kıyıda bir istiridye
Mavi içindeki taş.

7 Kasım 2013 Perşembe

Halil Cibran

Halil Cibran


Halil Cibran (d. 1883 - ö. 1931), Lübnan asıllı ABD'li ressam, şair ve filozof.
Halil Cibran
جبران خليل جبران
Lübnanlı felsefe yazarı,romancı,şair ve ressam.
Lübnanlı felsefe yazarı,romancı,şair ve ressam.
Doğum 6 Ocak 1883
Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı, Osmanlı Devleti (Günümüzde: Lübnan)
Ölüm 10 Nisan 1931
New York, ABD
Meslek şair, ressam
Cibran, 1883 yılında Lübnan'da doğdu. Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir.
Yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD'de geçiren yazar, ölümüne kadar kaldığı bu ülkede eserlerini İngilizce yazmıştır.

Ermiş

Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan Nebi adlı eseri, toplam 26 adet şiirden oluşan bir karma şiir denemeleri kitabıdır. El Mustafa adındaki bir kahinin 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup halk tarafından durdurulması ve ana kahraman ile halk arasında insanlık ve hayatın genel durumu hakkında geçen konuşmalar kitabın kendisini oluşturmaktadır.Cibran'ın bu kitapta El Mustafa isimli şahsa verdiği bu isimle peygamber Muhammed'i işaret ettiğini iddia edenler vardır.
Halil Cibran, yıl. 1898
Fakat kitaptaki metinler çoğunlukla Matta'ya göre İncil'in 5. bölümünde yer alan İsa'nın Dağdaki Vaaz'ıyla içerik ve üslup açısından benzerlik ve paralellik gösterir. Yazarın İnsanoğlu İsa adlı kitabındaki çalışmalar da dikkate alınırsa El Mustafa'nın Meryemoğlu İsa Mesih olabileceği iddiaları daha da güç kazanmaktadır.
Ermişin Bahçesi Halil Cibran'ın Ermiş kitabının devamı niteliğindedir. Türkçeye çevirisi R.Tanju Sirmen tarafından yapılmıştır. Yayın yılı 1999.

Bazı kitapları

  • Kırık Kanatlar
  • Haberci
  • Gezgin
  • Deli
  • Ermiş
  • Ermişin Bahçesi
  • İnsanoğlu İsa
  • Sözler
  • Dünya Tanrıları
  • Asi Ruhlar
  • Kum ve köpük avare
  • Gönül sırları (derleme)
  • Aforizmalar
  • Tanrı elçisi